Kimilerine göre sanat, yoktan var etmenin, yaratıya ruh vermenin ve o ruhla bütünleşmenin dayanılmaz cazibesi, kimilerine göre ise tamamen palavra. Bizlerse ortalarda bir yerlerdeyiz, ama o ortanın neresi olduğunu da pek bilemiyoruz. Yani gördüğümüz güzel bir resmin güzel bir resim olduğunu anlayabiliyoruz, fakat bazı insanların üstünde sadece kırmızı bir leke olan beyaz bir tabloya neden milyarlar verip salonun baş köşesine astığını açıkçası anlayamıyoruz.
Bu konuda ilk bilmemiz gereken şey, bazı sanat eserlerinin gerçekten çok da kayda değer olmadığıdır. Fakat esas sorun, hangi sanat eserinin kayda değer olmadığı konusunda hiç kimsenin aynı fikirde olamamasıdır. Biz en iyisi bunu bir kenara bırakalım ve bir sanat uzmanını kandırabilecek, anne-babanızı hayretler içinde bırakabilecek, arkadaşlarınızın size hayran kalmasını sağlayacak ve tabii ki resim öğretmeninizi dehşete düşürecek birkaç numara öğrenelim.
“O kadar derin bir konu için birkaç numara nasıl yeter?” demeyin hemen. Pek çok ‘entellektüel sanatbilir uzman’ sanatın her şeyden önce kelimelere dökülmesi gerektiğine inansa da, onlara göre sanat, “Mona Lisa’yı çözmek için önce onu tanımak gerek azizim”, “O kadın kimdi, ne iş yapıyordu, asil miydi”, “Ya resmin arkasındaki o ağaçlar, orası kimin bahçesiydi, Leonardo o gece yemekte ne yemişti” şeklinde uzayıp giden bir muhabbete dalsalar da bunların hiçbir önemi yok. Bütün bu laf kalabalığından olabildiğince uzak durmanızda fayda var. Ama gördüğünüz sanat eserinin kendisi hakkında gerçekten işe yarar bir cümle, sizi etrafınızdaki insanlardan çok daha ‘sanatsever’ ve ‘sanattan-anlar’ bir pozisyona getirecektir.
Öyleyse nedir?
Şudur: Öncelikle ta başından günümüze kadar süregelmiş resim akımlarının, sanat kitaplarındaki ağdalı tanımlarını tamamen unutup esasında ne anlama geldiklerine kısaca bir göz atacağız, akabinde bizi sanat uzmanlığına taşıyacak olan sihirli cümlelerin neler olduğunu göreceğiz. Ve sonra … bingo!
Erken dönem sanat akımları:
Antikalar (M.Ö. 500’e kadar)
Olabildiğince eski olması yeterlidir. Bu eserlerin sanat açısından ne kadar değer taşıdığına sanatsal dışavurumuna değil, arkeolojik yaşına bakılarak karar verilir.
O olduğunu nasıl anlarız: Her tarafı kırık dökük ve kısmen parçalanmışsa kesin odur. Zaten orada gördüğümüz kısmı da muhtemelen tutkalla yapıştırılarak bir araya getirilmiş parçalardır.
Bingo: “Şu muhteşem yontuya baktığımda, o isimsiz sanatçıyı görüyorum, elleri yaralar içinde zirvedeki kayaya ruh veren sonrasızlığın sanatçısı.” Kelimelerin yerini iyice ezberledin değil mi?
Yunan ve Roma Dönemi (M.Ö. 500 – M.S. 500 arası)
Bu dönemde heykellere, mozaiklere ve kabartma resimlere ağırlık verilmiştir. Bu eserlerde daha çok mükemmel erkekler vardır, hepsi inanılmaz yakışıklı, güçlü ve nedense çıplaktır. Hatta bu heykeller günümüzün fiziksel ideallerini de fazlasıyla etkilemiştir. Yonttukları kadın heykelleri de yine aynı şekilde mükemmel vücut ölçülerine sahiptir.
O olduğunu nasıl anlarız: Kesinlikle beyaz mermer olması gerekiyor. Bir de anatomi hadisesine biraz farklı bir açıdan baktıklarından olsa gerek, bu heykellerin pek çoğu kolsuz, bacaksız, hatta kafasızdır. Kafası olanların da muhtemelen burnu yoktur.
Bingo: “İşte duygularını içine atan ve fakat ustalığını uyuma ve inceliğe adayan bir sanatçı, işte güzelliğin dünyası...” Ve işte baş döndürücü bir yorum…
Ortaçağ (500 – 1400 arası)
Ortaçağ sanatı her nedense kendinden önceki sanat dönemlerinden daha ilkel bir görünüme sahiptir. O dönemde Avrupa’nın birçok alanda gerilediğini, gösterişini kaybettiğini düşünecek olursak, sanatın durumu da gayet normal gözüküyor aslında. Hemen hemen bütün resimler kilise ve din üzerine yapılmıştır. Çok büyük ihtimalle dönemin en büyük sorunu olan veba salgını yüzünden insanlar kendilerini tamamen öbür dünyaya adamışlardır.
O olduğunu nasıl anlarız: Resimde mutlaka birkaç aziz ve en az bir melek bulunur. Pek çoğunun konusu Hz İsa’nın çarmıha gerilmesine ve onun yasını tutan azizelere adanmıştır. Ayrıca resme dikkatle bakacak olursanız bir yerlerde mutlaka Latince kelimelere rastlarsınız.
Bingo: “Bu resimde de gördüğümüz gibi, cennet ve cehennemin yeryüzüne inerek pek çok rahibi sanatçıya dönüştürmüş olması ortaçağın sanata gerçek bir armağanıdır.” Biraz kafaları karışmış olsa da önemli değil, iyi gidiyorsun.
Rönesans (1400 – 1520 arası)
Kelime anlamı “Yeniden Doğuş” olan bu dönem, sanat tarihinin altın çocuğudur. Bu dönemde yaşanan zenginlik, kültürel bir yükselişi de beraberinde getirmiştir ve tabii ki sanat da buna bağlı olarak değer kazanmıştır. Bu gelişmeler sonucu özellikle İtalya’da birçok olağanüstü yetenek ortaya çıkmış ve bu yetenekler sanatta devrim yaratmışlardır. Bu dönemin en önemli isimleri Da Vinci, Michelangelo, Donatello ve Raphael’dir (Evet evet, ta kendileri, Ninja Kaplumbağalar!). Rönesans resminin en önemli özelliği, eski Yunan ve Roma sanatına olan ilginin yeniden canlanmasıdır, dolayısıyla, o dönemlerde olduğu gibi, ‘insan’ ön plandadır, figürler dingin, huzurlu, sakindir, kompozisyon tek yönlüdür, tek akslıdır, perspektifin derinliği artmıştır, karmaşıklık yoktur, bütünlük vardır, detaydan ziyade ana hatlar önemlidir.
O olduğunu nasıl anlarız: Cüppeler giymiş ve başında hareler olan bazı şahıslar sanki bir forumdaymışcasına hararetle el-kol hareketleri yapmaktadırlar. Bunun yanında perspektif üçüncü bir boyut kazanmıştır, anatomi bilgisi ilerlemiştir
Bingo: “İşte perspektif! Bu ustalık yanılsamalar için değil, boyutları derinleştirmek için var oldu.” Harikasınız!
Barok Dönem (1600 – 1725 arası)
Rönesans’ın klasik duruşuna karşın Barok duyguları da işin içine katarak gerçeğe biraz daha yaklaşmıştır. Rönesans’ın huzur ve sükunetine, melodramı, hayal kırıklıklarını, kendine güvensizliği, umutsuzluğu eklemiştir. Rönesans Matrix iken, Barok Zion'dur, bir nevi gerçeğin farkına varmadır. Figürler telaşlıdır, yüzlerinden bütün hisleri okunur, bütünden çok detaylara odaklanma gözlenir, ışıkla gölge kontrast halindedir, kompozisyon çok yönlüdür, örneğin dört at varsa her biri ayrı yere bakar, ayrıca görene "az sonra ezip geçecekler beni" dedirtecek kadar öfkelidirler (Bu çok akslılığın müzikteki yansıması bildiğiniz gibi Bach'tır). Bu dönemde boy gösteren peyzajları bugün otellerin yatak odalarında bol bol görebilirsiniz. Bu dönemin önemli isimleri İtalya’dan Caravaggio ve Bernini ile Hollanda’dan Rembrant, Hals ve Vermeer.
O olduğunu nasıl anlarız: Öfkeli, coşkulu, korkulu yüzler, şişman kadınlar, gölgeler ve ışıklar, elma, erik, üzüm dolu kaseler.
Bingo: “Karanlığın içinden çıkıp ışığın içine cömertçe yayılan şu figürlere bakar mısın, tipik Barok stili.” Şimdi gidip ödül olarak ağzınıza bir erik atıverin.
Neo-klasik Dönem (1700 – 1800 arası)
Siyasal çalkantılara sahne olan 18’inci yüzyılda sanat anlayışı Neo-klasik döneme girer, eski Yunan ve Roma modaları tekrar canlanır, Barok’un umutsuz duyguları dışa vuran stiline karşılık biraz daha sert ve iddialı bir tavır sergiler. Fransız Devrimi’nin de etkisiyle resimlerde kahramanlık, cesaret, vatan sevgisi, fedakarlık gibi milliyetçi duygular alabildiğine ön plana çıkar, tarihsel mevzular tekrar rağbet görür ve cüppeler yeniden moda olur. İsim verin derseniz Jacques-Louis David, Ingres ve Poussin diyeceğiz.
O olduğunu nasıl anlarız: Zırhlar, mızraklar ve bol bol sandalet.
Bingo: “Kompozisyonun detayları, kostümlerin dokunulabilirliği, mimiklerin gerçekliği doğrusu beni çok şaşırtıyor.” Korkutucu olmaya başladınız!
Realizm (1800 – 1880 arası)
Realizm (yani gerçekçilik), Gustave Courbet tarafından başlatılan bir harekettir ve bahsi geçen realizm, resimlerin tarzlarını değil, konularını ilgilendirmektedir. Realistler, idealize edilmiş ya da hayali şeyler çizen ressamlara tepki olarak sadece gördüklerini çizmişlerdir. Kendilerinden hiçbir şey katmamışlar, gördükleri şeyi bütün çirkinliği ve korkunçluğu ile yansıtmışlardır. Tabii ki bunu doğallık adına değil, yoksul insanların yaşantısını, siyasetçilerin ikiyüzlülüğünü, adalet örgütünün acımasızlığını, işsiz halkın oradan oraya savruluşunu ifade etmek, sistemi eleştirmek için yapmışlardır.
O olduğunu nasıl anlarız: Tablonun üzerinde “Courbet” yazan kocaman kırmızı bir imza varsa buldunuz demektir.
Bingo: “Yaşadığımız dünyanın gerçekleriyle böylesine yüzleşiyor olmak, tüylerimi diken diken ediyor.” Hadi ordan sen de :)
OKUMAKTA FAYDA VAR
ALINTIDDIR
|